Sağlık

Kulunç’ nedir? – Dr. Burcu Avşar’dan miyofasiyal ağrı sendromu uyarısı

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Burcu Avşar, halk arasında “kulunç” olarak bilinen miyofasiyal ağrı sendromuyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Hastalığın tanımını yapan Avşar, bu sendromun boyun, sırt ve bel bölgesindeki postür kaslarında ortaya çıkan, kas ve zar dokusunda hissedilen sert ve hassas noktalarla karakterize bir ağrı olduğunu söyledi. “Bastırınca elime sert bir nokta geliyor” diyen hastaların genellikle bu ağrıyı “kuluncum var” şeklinde ifade ettiklerini belirtti.


Ağrı nasıl hissedilir? – Tetik noktalar hangi bölgeleri etkiliyor?

Avşar’a göre, tetik noktalara basıldığında genellikle tanıdık bir ağrı hissi, batıcı veya yanıcı bir rahatsızlık oluşuyor. Bu ağrı sadece ilgili bölgede değil, komşu bölgelere de yayılabiliyor. Örneğin, boyun bölgesindeki bir ağrı, omuzlara veya başa kadar yayılım gösterebiliyor. Hastalar çoğunlukla günün ilerleyen saatlerinde ağrının arttığını ve hareketlerde kısıtlılık yaşadıklarını belirtiyor.


Sendrom neden oluşur? – Duruş bozukluğu, stres ve mineral eksikliklerine dikkat

Miyofasiyal ağrı sendromunun oluşum nedenlerine de değinen Avşar, en önemli sebepler arasında uzun süreli aynı pozisyonda kalma, duruş bozukluğu, travmalar, stres ve uyku düzensizliği olduğunu vurguladı. Özellikle stresin kasları gererek tetik nokta oluşumuna neden olduğunu, D vitamini, magnezyum ve mineral eksikliklerinin de riski artırdığını ifade etti.


Tanı nasıl konulur? – Tetik noktalarda ‘zıplama işareti’ dikkat çekiyor

Tanı süreciyle ilgili açıklama yapan Avşar, tetik noktalara basıldığında ağrının oluşması ve bu ağrının komşu dokulara yayılması gibi belirtilerin tanıda etkili olduğunu belirtti. Ayrıca “zıplama işareti” olarak bilinen, tetik noktaya basıldığında kasın seğirmesi gibi bulguların da hastalığın tipik göstergeleri arasında yer aldığını ifade etti.


Ne zaman doktora başvurulmalı? – Kronikleşmeden önlem alınmalı

Dr. Avşar, belirtilerin görülmesi durumunda vakit kaybetmeden uzman bir doktora başvurulması gerektiğini belirtti. Aksi takdirde hastalığın kronik hale gelebileceğini, bunun da yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebileceğini söyledi. Tedavi edilmediğinde hem fiziksel hem de psikolojik olarak hastayı yıpratabileceğini ifade etti.


Tedavi süreci nasıl uygulanır? – Kombine yöntemlerle hızlı etki sağlanıyor

Tedavi yöntemlerine dair bilgiler veren Avşar, ilaç tedavilerinin yanı sıra tetik nokta enjeksiyonları, kuru iğneleme, fizik tedavi uygulamaları ve şok dalga tedavisinin (ESWT) kullanıldığını belirtti. Enjeksiyonla lokal anestezi uygulandığını, kuru iğneleme ile ise kanlanmanın artırıldığını ifade etti. Lazer, ultrason, TECAR ve hilterapi gibi yöntemlerin de uygulandığını vurguladı.


Egzersizler nasıl olmalı? – Tedavinin en önemli ve kalıcı ayağı

Egzersizlerin tedavideki önemine değinen Avşar, bu sürecin en uzun ve zor aşama olduğunu söyledi. Germe, güçlendirme ve postür egzersizlerinin mutlaka fizyoterapist gözetiminde doğru şekilde yapılması gerektiğini ifade etti. Hastaların tedavi sonrası egzersizleri bırakmaması gerektiğini belirterek, egzersizle ağrılarda %60-70 oranında azalma sağlandığını ve yeni tetik noktaların gelişiminin engellendiğini vurguladı.


Tedaviye ne zaman başlanır? – Hızlı müdahale ile daha iyi sonuç

Hastalığın tanısının konmasının ardından hızlıca tedaviye başlandığını belirten Avşar, şiddetli ağrılarda ilaç ve enjeksiyon tedavilerinin eş zamanlı olarak uygulandığını söyledi. Fizik tedavi yöntemlerinin fizyoterapistler eşliğinde başlatıldığını, egzersizlerle birlikte tedavinin kalıcı hale getirildiğini ifade etti. Uzun dönem takiplerle, duruşun korunması ve kasların güçlendirilmesine yönelik klinik pilates gibi destek tedavilerin de uygulandığını sözlerine ekledi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir